Akran Zorbalığı

İnsanların sağlıklı, mutlu bireyler haline gelmelerinde sosyal etkileşimin önemi kaçınılmazdır. Çocuklar da anne- babaları, diğer yetişkinler, kardeşleri ve akranları ile çeşitli ilişkilere girerler.  Çocuk doğduğu andan itibaren anne ya da bakım verenle ilişki içindedir. Okul çağına geldiğinde çocuk yaşam alanı ile birlikte ilişkiye girdiği çevreyi de genişletmiş olur. Önceden anne ya da bakım verene karşı önemli olan ilişkiler yerini akranları ile olan ilişkilerine bırakır.

Akran, yaş grubu arkadaşlarıyla bağlantılı çocuk ya da ergenlerde aynı yaş gruplarını ifade eden bir kavramdır ( Fiyakalı & Kapıkıran, 2006). Akranları ile olumlu ilişkiler geliştirme çocuğun sosyal gelişimi için oldukça önemlidir. Havinghurst (1972), çocukluk döneminin gelişimsel görevlerinden birini, yaşıtları ile iyi geçinmek olduğunu tanımlamaktadır (Akt; Oral, 2007). Bu gelişim görevinin tamamlanması, çocuğun gelecekteki gelişimini ve başarısını olumlu etkileyecektir. Çocukluk döneminde sosyal onay ihtiyacının karşılanmasında, akranları tarafından kabul edilmesi önem taşımaktadır.

 Akranlarla kurulan ilişkiler, genel olarak eşit düzeyde yer alan ilişkilerdir. Taraflar bu ilişkiden çoğunlukla aynı ölçüde yararlanır ve katkıda bulunurlar (Oral, 2007). Taraflar arasındaki genel güç dengesi çocuğun gelişiminde olumlu iken bu dengedeki bozulma tam tersi etki yapması açısından dikkat çekicidir. Özellikle çocuk ve ergenlerin eğitim ve öğretim nedeniyle bir arada bulundukları okul ortamlarında gösterilen güç dengesizlikleri ve örseleyici eylemler gelişimsel süreci olumsuz etkilemeleri nedeniyle önemlidir. Bahsedilen güç dengesindeki bozulma, akran örselemesi veya akran zorbalığı adı ile toplumsal yaşantının sürdürüldüğü her ortamda kendini gösteren önemli bir sorundur.

 Okul, hem kendini oluşturan eğitim iş görenlerinden hem de davranışları üzerinde çalıştıkları öğrencileri yüzünden çok daha karmaşık bir yapıdadır. Okul, eğitimi üreten ve değişik adlarla anılan tüm sistemlere verilen addır (Durmuş, Gürgan, 2005).

1980’li yıllar sonrası Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullardaki şiddet olaylarının medyaya yansıması iki şekilde değerlendirilir. 1990’lı yıllara kadar okul çalışanları tarafından öğrencilere uygulanan şiddet olayları medyada geniş yer tutarken, 1990’lı yıllardan sonra okullardaki şiddet olayları, öğrenciler arasında ya da öğrenciler tarafından okul çalışanlarına yönelik şiddet davranışları şeklinde medyada geniş yer tutmaya başlamıştır. Okullarda şiddet sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değildir. Okullarda şiddet olgusunu bazen farklı yapı ve içerikte olmasına rağmen, gerek gelişmekte olan, gerekse gelişmiş pek çok ülkenin sorunu olduğu görülmektedir. Okullarda şiddet konusu ilk kez 1950’li yıllarda çocuk suçluluğu ile ilişkisi çerçevesinde incelenmiş, “okullarda şiddet” kavramı 1992 yaygın olarak kullanılmıştır ( Balkıs, Duru, Buluş, 2005).

Genel olarak zorbalık, saldırganlık yolu ile kişiler arası güçlülüğün vurgulanmasıdır ( Sabuncuoğlu, Ekinci, Bahadır, Akyuva, Altınöz, Berkem, 2006).  Zorbalık, saldırganlık sınıfında yer alan görece yeni bir kavram olması açısından saldırganlık ile ayrımının iyi yapılması gerekmektedir.

2.SALDIRGANLIK VE ŞİDDET

Davranış bilimlerinde saldırganlık, kasıtlı olarak zarar verme ve acıtma amacıyla gerçekleştirilen davranışların ortaya çıkardığı durum olarak tanımlanmıştır. Kişinin sahip olduğu eşyalara zarar verme gibi her türlü yıkıcı davranış da saldırganlık olarak sınıflandırılmaktadır. Saldırganlık, açık ya da örtülü, şiddetli ya da hafif, özel ya da genel, tepkisel ya da planlı, görünür bir nedene bağlı ya da açık bir nedene bağlı olmadan, sözel veya fiziksel olabilir. Hangi biçimde olursa olsun, eğer davranış zarar verme niyetiyle yapılmışsa karşısındakini incitmemiş veya acı vermemiş bile olsa saldırganlık olarak nitelenir (Kartal, Bilgin, 2007).

Şiddet ise, çoğu zaman saldırganlık kavramıyla eş anlamda kullanılan bir kavramdır. Olweus (1999) şiddeti, “ Bir kimsenin fiziksel ya da bir nesne kullanarak diğer bireyi göreceli olarak ciddi sayılabilecek biçimde yaralaması ya da zarar vermesi” olarak tanımlamıştır (Akt, Durmuş, Gürgan, 2005).

Zorbalık, kurbanın korkmasına, acı çekmesine neden olan, taraflar arasında güçlerde dengesizliğin neden olduğu, güçlü çocuğun ondan daha az güçlü olana baskı yaptığı, kurban tarafından gelen kışkırtmanın olmadığı ve aynı çocuklar arasında tekrarlı olarak yapılan fiziksel, sözel ve psikolojik saldırıları içerir (Kartal, Bilgin, 2007).

Görüldüğü gibi şiddet bir saldırganlık biçimidir. Saldırganlık, içine hem şiddeti hem de zorbaca eylemleri alan bir şemsiye kavram niteliğindedir. Aslında şiddet ve zorbalık saldırganlığın iki ayrı alt boyutunu oluşturmaktadır. Zorbalıkla şiddet fiziksel olarak ortaya çıktıklarında birbirlerine benzemekle birlikte zorbalığın, kurbanla zorba arasındaki güç dengesizliğini gerektirmesi ve tekrarlı olması gibi ayırt edici özellikleri açısından zorbalık ve şiddet birbirlerinden tamamen ayrılmaktadır (Olweus, 1999; akt: Totan, 2007).

3.AKRAN ZORBALIĞI

Akranları ya da arkadaşları tarafından fiziksel, sözel, cinsel ya da duygusal zorbalığa maruz kalan çocukların hem kısa, hem de uzun dönemde bu tür yaşantıdan veya yaşantılardan olumsuz biçimde etkilendiğine ilişkin araştırmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Akran zorbalığının belirlenmesi için zorbalığın tanımı, türleri, zorba ve kurban kavramlarının bilinmesi oldukça önemlidir.

3.1. Zorbalığın Tanımı

Zorbalıkla ilgili çalışmalar 1970’lerin sonlarında özellikle Norveç, İsveç ve Finlandiya’da başlamıştır. Özellikle Norveç’li araştırmacı Dan Olweus’un 1978’de yayınlanan “Okullarda Saldırganlık” isimli kitabı zorbalıkta dönüm noktası kabul edilebilir. Araştırmacılar arasında zorbalığın tanımıyla ilgili tam bir birlik yoktur. Kimileri zorbalığı diğerlerine yönelik kasıtlı saldırgan davranışlar olarak tanımlarken, kimileri bu tür davranışların zorbalık olarak kabul edilmesi için düzenli olarak tekrar edilmiş olması gerektiğini ifade etmektedirler (Kartal, Bilgin, 2007). En sık kullanılan tanım Olweus (1987)’un tanımıdır. Bu tanıma göre zorbalık; “ Bir kişi, diğer bir kişi veya kişiler tarafından kasıtlı, tekrarlı ve en azından bir süre devam eden olumsuz davranışlarla karşı karşıya bırakılıyorsa bu kişinin zorbalığa uğradığı söylenebilir” (Akt: Kartal, Bilgin, 2007). Olumsuz davranışlar niyetli olarak bir kişiyi inciten, rahatsız eden veya bunu yapmaya çalışan davranışlar olarak açıklanmıştır. Bu tanım rastgele saldırgan davranışı zorbalıktan ayırmamızı sağlar.

Zorbalığı yapan kişiye zorba,  zorbalığa maruz kalan kişiye de kurban denmektedir. Bir başka grup çocuk ise kimi zaman zorba davranışlar sergilemekte, kimi zaman ise zorbalığa maruz kalabilmektedir ve zorba-kurban şeklinde tanımlanabilmektedirler (Kapcı, 2004).

Pişkin (2002), zorbalıkla ilgili bir derleme çalışmasında, zorbalığın tanımlarında bulunan ortak noktaların altını çizmektedir. Bunlar;

  1. Zorbalık, bilinçli ve kasıtlı olarak yapılan ve kurbana fiziksel, zihinsel, sosyal ya da psikolojik zarar verme amacı güden söz ve eylemleri içerir.
  2. Zorbalığın belli bir süre tekrarlama özelliği vardır.
  3. Kurban kendini koruyamayacak ve savunamayacak durumdadır.
  4. Zorbalar eylemlerini bireysel ya da grupla yapabildikleri gibi, kurbanlar da bu eylemlerden bireysel ya da grup olarak zarar görebilirler.
  5. Zorbalar, bu tür eylemlerden dolayı genellikle kendilerine çıkar sağlayabilirler.

3.2.Zorbalığa İlişkin Kuramsal Açıklamalar

Araştırmacılar, zorbalığa ilişkin açıklamalarını farklı kuramlara dayandırmaktadırlar. Literatürde çoğunlukla sosyal bilgi işleme, zihinsel çerçeve kuramı ve ahlak gelişimi kuramlarının zorbalığı açıkladığı görülmektedir.

3.2.1.Sosyal Bilgi İşleme Kuramı

İnsanın bilgiyi işleme, kazanma ve kullanma şeklini betimleyen kavramsal bir yaklaşım olarak bilgi işleme kuramı, insanı bir bilgi işleme sistemi olarak görmektedir. Bilgi işleme kuramı bireyin çevresel ve içsel bilgiyi nasıl işlediğini, kullandığını ve bu süreçle ilgili mekanizmaların neler olduğunu anlamayı amaçlamaktadır. Bilgi işleme kuramına benzeyen sosyal bilgi işleme kuramı ilk kez 1986 yılında Dodge tarafından oluşturulmuştur. Sonrasında ise 1994 yılında Crick ve Dodge tarafından gözden geçirilerek günümüzdeki son halini almıştır. Crick ve Dodge (1994)’e göre bireyler biyolojik kapasiteleri ve geçmiş yaşantılarındaki deneyimleri ile sosyal durumlara tepki vermektedirler. Başlangıçta durumsal ipuçların kodlanması, yorumlanan ipuçlarının simgeleştirilmesi/ yorumlanması, zihinsel olarak duruma en iyi tepkinin aranması ve tepki seçmek olarak 4 ana süreçten oluşan Sosyal Bilgi İşleme Kuramının son şeklinde ise davranışı, sosyal bilgiyi işleyen 6 sıralı basamakta açıklamaktadır (Akt: Totan, 2008). Bunlar;

  1. Birey bilgi işleme sistemi içinde yer alan kendine has kodlama alıcıları ile bilgiyi kodlara dönüştürerek alır.
  2. Alınan kodlar bireye aittir ve bireysel olarak algılanarak, yorumlanırlar.
  3. Algılanan bilgi açıklanır ve hedef ortaya çıkar.
  4. Birey vereceği olası tepkiler için veya kendisine ait benzersiz gelişmeler için fikirler arar.
  5. Olası fikirler arasında en uygun tepki kararlaştırılır.
  6. Bireysel düşünceyi davranışsal tepki takip eder. Kararlaştırılan tepki davranışa dönüşür.

3.2.2.Zihinsel Çerçeve Kuramı

Sutton, Smith, Swettenham (1999),  Sosyal Bilgi İşleme Kuramının sosyal yetersizliklerin zorbalığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır görüşüne karşı çıkarak Zihinsel Çerçeve Kuramını geliştirmişlerdir.  Bu görüş bireylerin bireysel yeterlilikleri doğrultusunda sahip oldukları zihinsel kapasitelerinin davranışları yorumladığını ve açıkladığını savunmaktadırlar. Bireylerin zihinsel çerçeveleri ne kadar iyi gelişirse diğer insanların duygularını ve hislerini anlamaları da o oranda artmaktadır ( Akt: Totan, 2008).

3.2.3.Ahlak Gelişimi Kuramı

Ahlaki gelişim kuramına göre zorbalık ahlaki boyutlar olmaksızın tam anlamıyla anlaşılmayacaktır. Ahlaki gelişim kuramı birbiriyle bağlantılı olan sosyal bilişleri ve zorbalık davranışlarını Rest (1983)’in Piaget ve Kohlberg’in ahlak gelişimi temellerine dayandırdığı, ahlak gelişiminde Dört- Bileşen Modeli ile açıklamaktadır.  Bunlar; Ahlaki duyarlılık ( ahlaki bir problemin varlığından haberdar olmak), Ahlaki yargılama (ahlaki bir tepkiye karar vermek), Ahlaki güdülenme ( ahlaki bir tepkide bireyin değerleri ve öncelikleri yerleşik olarak bulunmaktadır) ve Ahlaki kişilik ( ahlaki tepkiyi yerine getirmek ve uygulamak). Son iki ahlaki gelişim basamağı olan Ahlaki güdülenme ve Ahlaki kişilik basamakları ahlaki davranışın birer öğesi olmalarından dolayı doğrudan zorbalığın öğesi olma durumundadırlar. Yine de bu durumun tercih edicisi bireydir. Birey doğrudan bir davranışa saldırganca veya saldırganca olmayan bir tutumla tepki üretip üretmemekle bilişsel karar verme yetisine sahiptir (Akt: Totan, 2008).

3.3.Zorbalığın Türleri

Zorbalık türleri doğrudan zorbalık ve dolaylı zorbalık olarak sınıflanmaktadır. Doğrudan zorbalık fiziksel ve sözel saldırı davranışlarını içerirken, dolaylı zorbalık ise kasıtlı yalnız bırakma veya sosyal ortamlardan yalıtım gibi davranışları içermektedir (Totan, 2007).

Doğrudan zorbalıkta,  doğrudan ve açık olarak birinin diğeri üzerindeki güç,  statü ve hakimiyetini  gösterme isteği vardır. Zorbalığa maruz kalan birey zorbanın kim olduğunu bilir. Kurban ve zorba yüz yüzedir. Doğrudan zorbalık, vurma, tekmeleme, ısırma, çimdikleme gibi fiziksel saldırıları, hakaret ve aşağılama gibi sözel olarak yöneltilen saldırılarla, çirkin yüz ifadeleri ve el kol hareketlerini kapsar (Özdinçer Aslan, 2008).

Dolaylı zorbalık kişinin sosyal olarak yalnızlaştırılması, hakkında dedikodu yayılması, sosyal çevresinin maniple edilmesi ve kasıtlı olarak gruptan dışlanması gibi davranışları içerir. Kurbana doğrudan saldırıdan çok, arkadaşları arasında asılsız sözel ifadelerle zarar vermek amaçlanır. Üçüncü kişiler yoluyla yapılan veya kurbanın zorbayı tanıyamadıkları durumlar söz konusudur. Sözel olarak kurbana isim takma, tehdit etme, alay etme, küçük düşürme, iğneleme, göz hapsine alma, gruptan dışlama, konuşmama ve sessizleştirme vardır. Kurbanın rahatsız edilmesi, kusurlarıyla uğraşılması, duygularının incitilmesi, saldırganlığa maruz bırakılması, kurbanın eğlence unsuru olarak kullanılması ve kurbana karşı çirkin davranışların sergilenmesine sık rastlanır. Bireyin sosyal statüsüne ve benlik kavramına zarar vermek amaçlanır (Özdinçer Aslan, 2008).

Kanada Halk Sağlığı bakanlığının (1998) zorbalık davranışlarına ilişkin sınıflandırılması aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Bu listeye göre temel zorbalık türleri: Fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık ve sosyal yalıtım olarak sınıflandırılmaktadır ( Akt: Totan, 2007).

 

Zorbaca davranışların biçimleri

Davranış kategorileri

Endişelenilmesi gereken davranışlar

Ciddiyetle endişelenilmesi gereken davranışlar

 

 

Fiziksel saldırganlık

  • İtme
  • Dürtme
  • Tekmeleme
  • Tükürme
  • Vurma

 

  • Silahla tehdit etme
  • Mala zarar verme
  • hırsızlık

 

Sözel saldırganlık

 

 

  • Alay etme
  • İsim takma
  • Kötü bakma
  • Sataşma
  • Telefonla korkutma
  • Haraç alma
  • Baskı kurma
  • Başkasını tehlikeli işlere cesaretlendirme
  • Mala karşı sözel tehdit oluşturma
  • Sözel olarak şiddet tehdidi oluşturmak

 

 

Sosyal yalıtım

  • Dedikodu yapma
  • Utandırma
  • Gruptan dışlama
  • Diğer öğrencilerin ona aptalmış gibi bakmasını sağlama
  • Hakkında söylenti yayma
  • Kine kışkırtmak
  • Irkçı, seksist veya homofobik yalıtım
  • Diğerlerinin suçlamasını sağlamak
  • Toplum önünde küçük düşürme
  • Kötü niyetli söylentiler yayma

 

Yukarıda sıralanan zorbalık türlerine ek olarak, teknolojik araçların kötüye kullanılması ile ortaya çıkan siber zorbalıkta son zamanlarda yaygın bir zorbalık türü olarak ele alınmaktadır. Öğrencilerin interneti, chat odalarını, cep telefonlarını, anlık ileti programlarını ( MSN, Yahoo Massenger vb.) kullanarak zorbalık yapmaları gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır (Totan, 2008).

3.4. Akran Zorbalığının Görülme Sıklığı

Zorbalık tüm ulusları ilgilendiren bir sorun olduğundan 1970’li yıllardan günümüze kadar farklı kültür ve ülkelerde incelenmiş ve bu incelemelerde farklı kültürlerde zorbalığın görülme sıklığının da değişkenlik gösterdiği görülmüştür (Özdinçer Aslan, 2008).

Akran zorbalığının görülme sıklığına ilişkin yut dışı ve yut içi bazı araştırma sonuçlarına bakıldığında;

Olweus (1991), 7-16 yaşlarındaki 130.000 okul çocuğunu inceleyerek gerçekleştirdiği çalışmasında öğrencilerin % 5-9’unun düzenli olarak zorbalığa uğradığını rapor etmiştir. Avustralya’da Rigby (1997) 25.000 okul çocuğu ile çalışarak yedi öğrenciden birinin haftada en az bir kez zorbalıkla karşılaştığını yazmıştır. İrlanda’da Morre ve Hilery ( 1989), örneklemlerinin % 43’ünün bazen zorbalık yaptıklarını bildirmiştir (Akt: Kartal, Bilgin, 2007). İngiltere’de Yates ve Smith (1989) tarafından ortaokul öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada haftada en az bir kere zorbalığa uğrayanların oranı % 10, ayda en az bir kez zorbalığa uğrayan öğrencilerin oranı ise %22 olarak bulunmuştur ( Akt: Pişkin, 2002).  Amerika Birleşik Devletlerinde Hazler (1996)’in çalışmasında, öğrencilerin % 75’inin zorbalığa uğradığını bildirmiştir.  Perry, Kusel ve Perry (1988)  A.B.D.’de kurban durumunda olma oranının %10 olduğunu söylerken bu oranın Kanada’da % 8 olarak belirlenmiştir (Akt: Kartal, Bilgin, 2007).

Okul zorbalığı konusunda ülkemizde Karaman- Kepenekçi ve Çınkır ( 2001) tarafından lise öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışmada, öğrencilerin sıkça karşılaştıkları zorbalığın bedensel zorbalık olduğu ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin % 44’ü itme, % 30’u saç kulak çekme, %28’i bedene yönelik kaba şakalarla karşılaştıklarını belirtmişlerdir (Akt: Durmuş, Gürgan, 2005).  Yurtal ve Cenkseven (2006)  ilköğretim okullarında en çok yaşanan zorbalık türünün itilmek (% 63), küfredilmek (%57), sevmediği isimlerle çağrılmak  (%56), alay edilmek (% 49), giysi ya da eşyalarına zarar verilmek (%45),  ve hakkında dedikodu yapılmak (%44) gibi davranışlar olduğu sonucunu bulmuşlardır (Akt: Apay, Durmuş, 2008).  

Yine ülkemizde Pişkin (2002) tarafından 5. sınıftan 8. sınıf düzeyine 1154 ilköğretim öğrencisi ile yapılan bir araştırmada erkeklerin kızlara oranla daha çok zorbalığa katıldığını, kızların ise daha çok kurban olduklarını belirtmiştir. Yine bu öğrencilerin % 35’i kurban, %30’u zorba/ kurban ( hem zorba hem de kurban olma durumu) ve % 6’sınında zorba olduğu bulunmuştur.

Zorbalık türlerine göre bakıldığında ise, kurbanlarının % 34’ünün fiziksel zorbalığa, % 29’unun sözel zorbalığa, % 21’inin dolaylı zorbalığa ve % 11’inin ise eşyalarının zarar görmesi şeklinde zorbalığa maruz kaldıklarını belirtmişlerdir ( Totan, 2007).

Zorbalar genellikle kurbanlarını yaşıtları arasından seçerler. Her iki grupta genellikle aynı yaşta ve aynı sınıfta olur. Smith, Madsen ve Moody (1999) kurbanların yaşları arttıkça zorbalığa uğrama yüzdelerinin azaldığını öne sürmüştür. Lisede fiziksel zorbalık, ilköğretimdeki zorbalıktan çok daha düşük düzeydedir. Bunun nedeni öğrencilerin toplumsal becerilerinin gelişmesi olabileceği düşünülebilinir. Hazler( 1996) zorbalığın 9-15 yaşları arasında en üst düzeye çıktığını bildirmiştir. Eslea ve Rees (2001)’in örneklemlerinin % 73’ü zorbalığa en sık 11-13 yaşları arasında uğradıklarını rapor etmişlerdir. Aynı araştırmacılar, fiziksel zorbalığın çocuklar büyüdükçe azaldığını ve çocukların sözel zorbalığı genellikle zorbalık olarak kabul etmediğinden rapor etmediklerini belirtmişlerdir ( Akt: Kartal, Bilgin, 2007).

Başka bir çalışmada ise, zorbalığın ilk ve ortaöğretim kurumlarında ne ölçüde hangi ortamlarda görüldüğüne ilişkin öğretmen ve yönetici görüşlerine başvurulmuştur. Bu çalışmanın sonucunda zorbalık davranışlarının en çok okul bahçesinde gerçekleştiği ifade edilmiştir. Wolke ve ark.( 2001) akran zorbalığının en sık sınıf ortamı ve oyun alanlarında yaşandığını bildirmiştir ( Sabuncuoğlu, Ekinci, Bahadır, Akyuva, Altınöz, Berkem, 2006). Bir başka çalışmada öğretmenler zorbalığın sırasıyla bahçe, koridorlar, sınıf ve kantinde ortaya çıktığını ifade etmişlerdir ( Kartal, Bilgin, 2007).

3.5. Akran Zorbalığının Nedenleri

Okullarda meydana gelen zorbalığın nedenlerini yalnızca okul ortamında aramak doğru sonuçlara ulaşmayı güçleştirmektedir. Okullarda yaşanan şiddet, saldırganlık ve zorbalık olaylarının nedenini kişi, okul ortamı ve toplum olarak üç düzeyde ele almak mümkündür. İstenmeyen davranışlar bu değişkenlerden yalnızca birinin sonucu olarak değil, genellikle bu üç grupta toplanan değişkenlerin etkileşiminin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır (Apay, Durmuş, 2008).

Zorbalığın olası nedenleri olarak okullarda ve sınıflarda artan öğrenci sayısı, öğrenciler arası rekabetin pekiştirilmesi, çoğunluktaki öğrenci grubundan görünüş olarak kurbanların farklı olması, öğrencilerin düşük kendilik değeri ve güvensizlikleri gibi etkenler sıralansa da Olweus (1995), araştırma bulgularına dayandırarak bunların zorbalığın ortaya çıkma nedenlerin olmaktan çok birer mit olduklarını belirtmektedir (Akt:Totan, 2007). Her ne kadar zorbalığın ortaya çıkışını tek bir nedene bağlamak olası olmasa da zorbalık sorununun kapsamlı olarak tanınması sorunun azaltılması ya da kontrol altına alınması olasılığını da arttıracağı bilgisi oldukça önemlidir.

3.6. Zorba ve Kurban’ın Özellikleri

Zorba ve kurban özelliklerine yönelik yurtdışı araştırma sonuçlarına bakıldığında, zorbaların sert disiplin teknikleri aracılığı ile ve bedensel ceza alarak yetiştirildikleri sonucuna ulaşılmaktadır. Zorbalar düşmanlık hisleri ile dolu, saldırgan, atak ve genellikle popüler kişilerdir (Kartal, Bilgin, 2007). Olweus (1980), anne babalarının kullandıkları saldırgan disiplin tekniklerinin ve ailelerin saldırganlığa gösterdikleri esnekliğin çocukta saldırgan davranışın ortaya çıkma riskini arttırdığını savunmuştur (Akt: Kartal, Bilgin, 2007).  Bernstein ve Watson (1997) zorbaların empati gücünün çok zayıf olduğunu bulmuşlardır (Akt: Kartal, Bilgin, 2007).

Kurbanların fiziksel olarak zayıf, kendine güvenlerinin düşük, diğer çocuklardan daha duyarlı, kaygılı, mutsuz ve çekingen olduğuna inanılır. Zorbalık terminolojisinde iki tür kurbandan söz edilir. Birincisi pasif kurbandır. Bunlar utangaç, duyarlı, güvensiz ve aşırı korunmuş çocuklardır. Zorbalığa kaçınarak ya da ağlayarak tepki verirler ve durumdan çok etkilenirler. Kışkırtıcı kurbanlar ise daha az tanınırlar. Bunlar aynı zamanda saldırgan özellikler de gösterirler. Daha güçlü olanlar tarafından zorbalığa uğratılırken, kendinden daha güçsüz olanlara ise zorbalık yaparlar. Bazen etrafındakileri o denli kışkırtırlar ki öğretmenler bile onların zorbalığa uğramayı hak ettiğini düşünür ve onları gerçek kurban olarak görmezler. Aynı zamanda zorba-kurban olarak da adlandırılan kışkırtıcı kurbanlar hiç sevilmezler ve kurbanlardan daha büyük riske sahip olarak kabul edilirler. Üzerinde durulması gereken diğer önemli bir konu da özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların pek çoğunun çok sık zorbalıkla karşılaşmasıdır (Kartal, Bilgin, 2007).

Zorba ve kurban özelliklerini belirlemeye yönelik Türkiye’de yapılan araştırmalardan biri Pakel, Uludağlı ve Uçok (2005)’un çalışmasıdır. Bu araştırma bulgularına göre, kurban ve zorba çocuklar kurban ve zorba olmayan çocuklara göre daha yalnızdır ve akademik başarıları daha düşüktür (Akt: Apay, Durmuş, 2008). Şirvanlı Özen (2006)’in çalışmasında zorbalığa maruz kalmanın yordayıcılarından biri olumsuz benlik imgesine sahip olmak olarak bulunmuştur (Akt: Apay, Durmuş, 2008).  Yıldırım (2001) 8-11 yaş gruplarındaki çocuklarda yaptığı çalışmanın bulgularında zorbalarda kavga etme ve rahatsız etme özellikleri yüksek bulunurken, kurbanlarda çekingenlik özelliği daha yüksek bulunmuştur. Yine aynı araştırmaya göre en az sevilenler zorbalar ve zorba-kurbanlardır. Kurbanlar ve kontrol grubundaki çocuklar zorba ve zorba-kurbanlara göre daha fazla sevilen çocuklar olarak değerlendirilmişlerdir (Kapcı, 2004).

3.7. Akran Zorbalığında Aileye İlişkin Özellikler

Özdinçer Aslan (2008), akranlar arasında zorbaca davranış sergilenmesinde aile ilişkilerinin rolü üzerine yaptığı incelemelerde şu sonuçlar dikkati çeker niteliktedir;

  1. Anne ile olumlu bağlanma geliştirmemiş çocuklar, çevresine karşı güvensiz, aşırı şüpheci ve başkalarına düşmanca yaklaşırlar.
  2. Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına göre, aile içi anlaşmazlık çocukların akran ilişkilerini olumsuz etkileyebilir.
  3. Aşırı cezalandırıcı ebeveynlik stilinin çocuklarda zorbalığı arttırdığını, zorbaların destekleyici olmayan ilgisiz ebeveynlere sahip oldukları.
  4. Aşırı koruyucu, kollayıcı, az denetleyici ve katılımcı ve eleştirel ebeveyn tarzlarının çocukta kurban olma olasılığını arttırır.

Oliver, Oaks ve Hovver (1914; Akt: Totan, 2008), zorbaların ailelerini açıklayan listesinde zorbaların ailelerine ilişkin altı özellik belirlemiştir. Bunlar;

  1. Birincil bakıcılar tarafından çocuğa ilgisiz davranılması.
  2. Göz yumucu aile stili.Davranışları için çocuklarına az kural veya sınır koyan aile yapısı.
  3. Ailenin çocuğunu toplumdan izole etmiş olması, çocuğun etkin sosyal yaşamda veya sosyal çevrede ailesiz olması.
  4. Ebeveynler arasında çatışma ve aile arasında uyum olmaması.
  5. Ailenin uygun olmayan disiplin yöntemlerini kullanarak hata yapması, yanlış cezalar vermesi, saldırganca davranışları çocuğuna aktarması ve cesaretlendirilmesi.
  6. Otorite figürü olarak ailenin çocuğunu aşırı kontrol altında tutması, cezalandırması evde aşırı ev kuralları ve standartların belirlenmesi ve bunların uygulanması.

Akran zorbalığında aile özelliklerine ilişkin çalışmalarda: ailenin çok önemli olduğu, çocukların akranları ile olan ilişkilerini model alma ve sosyal pekiştirme yoluyla belirledikleri, ailenin çocuk yetiştirme stili, aile içi şiddet ve aile anlaşmazlığının çocukta birçok davranış sorunlarına yol açtığı ve bu durumun akran zorbalığında önemli olduğu belirtilmiştir.

3.8.Zorbalığın Neden Olduğu Sorunlar

Zorbalığa maruz kalan çocukların pek çok psikolojik değişken açısından risk grubunda oldukları kabul edilmektedir. Zorbalığa maruz kalan çocukların daha fazla psikolojik yardıma gereksinim duydukları, depresyon ve kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu ve benlik saygılarının da daha düşük olduğu bildirilmektedir. Kurbanlarda enürezis de geliştiğine ilişkin bulgular vardır (Özdinçer Aslan, 2008).

Zorbalığın çocuklara hem stres, hem de zarar vermesinin yanı sıra, çocuklukta yaşanan zorbalığın yalnızca kurbanların değil, zorbaların da olumsuz biçimde etkilendiği de belirtilmektedir (Kapcı,2004). Her ikisinin de kendilerini algılayış şekillerine bakıldığında, kendilerini kaygılı, yalnız, düşük benlik değeri olan kişiler olarak algıladıkları görülmektedir. Zorbalıkta, erkeklerin daha çok kaygı, depresyon, yeme bozuklukları ve psikosomatik semptomlar gösterdikleri hem kurbanlar hem zorbalar arasında kaydedilmiştir. Kızlar arasında daha çok yeme bozuklukları görülmektedir. Zorbalıkta hem zorbalar hem kurbanlar hoşlanma ve kızgınlık duygularını daha çok yaşadıkları ancak kurbanların zorbalardan daha çok şaşkınlık ve üzüntü yaşadıkları kaydedilmiştir ( Fiyakalı & Kapıkıran, 2006).

Zorbalarda, erken yaşlarda sigara ve içki, özel ve kamu mallarına zarar verme, kötü arkadaş gruplarına dahil olma, düşük akademik başarı, okul devamsızlığı ve yeteneklerinin veya zihinsel kapasitelerinin altına çalışma söz konusu olabilir. Erken yaşlarda saldırganlık olarak kendini gösteren zorbalık sonraki dönemde silah taşıma, tecavüz, soygunculuk ve gasp gibi çok ciddi sonuçlara öncülük edebilir (Özdinçer Aslan, 2008).

3.9.Zorbalığı Önleme

Zorbalığı önlemeye ilişkin müdahale yöntemleri iki başlık altına toplanabilmektedir. Bunlardan ilki, zorba veya kurban öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarını karşılama ve dinamik olarak öğrencilere destek olması gerektiğini vurgulayan, iskele başlığı altında toplanmaktadır. İkincisi ise öğrencilerin akran gruplarındaki sosyal yapıları inceleyerek bu gruplar içinde öğrencilerin olumlu ilişkiler kurması yönünde yetişkinlerin müdahalelerini kapsayan sosyal yapı olarak tanımlanmaktadır (Totan, 2007).

Totan (2007), bu iki yaklaşıma dayalı olarak yaptığı alan yazı taraması sonucunda elde ettiği bilgileri zorbalık öncesi ve sonrası alınacak önlemleri, eğitimciye ve aileye öneriler şeklinde aşağıda sunulmaktadır.

3.9.1.Eğitimcilere öneriler

  • Zorbalığı önleyebilmek için okulda çalışan tüm personelin ve öğrencilerin zorbalığın ne olduğunu bilmesi gerekmektedir. 
  • Öğretim yılı başında hazırlanan okul rehberlik ve psikolojik danışma planlarında içerisine zorbalığı tanıtıcı ve önleyici etkinlikler eklenerek öğrencilerin ve öğretmenlerin zorbalık hakkında farkındalık kazanmalarına, zorbalığın hoş karşılanmadığı yönünde bakış açısı kazanmalarına yardımcı olacaktır. 
  • Okul temelli zorbalık önleme programlarının etkili olabilmesi için zorba ve kurban öğrencilerin gelişimsel profillerinin çıkarılması ve çevre ile olan ilişkilerinin bilinmesi gerekmektedir.  
  • Okul çalışanlarının katıldığı toplantılarda zorbalığı önlemede kullanılacak yöntemlerle ilgili kararlar alınmalı ve belirgin kurallar ortaya konmalıdır. Bu kurallar öğrencilere, ebeveynlere, eğitimcilere ve okul personeline ulaştırılarak kuralları anlamaları sağlanmalıdır. 
  •  Zorbalığı önleyici çalışmalarda okulun bulunduğu bölgenin kültürel özelliği dikkate alınmalıdır.  
  • Okullarda zorbalığın yaygınlığı ve riskli grupları, sınıfları belirleyebilmek için çeşitli tanıma tekniklerinden (test, anket vb.) yararlanabilinir.  
  • Zorbalığın var olduğu bilinen okullarda öğretmenler, öğrencilerin arkadaşlık ilişkilerini tanımalı ve akran danışmanlığı gibi zorbalığı azaltıcı faaliyetlerde bulunmalıdırlar. 
  • Öğretmenler öğrencilerin zorbalık hakkında konuşmalarını cesaretlendirilmeleri ve başlarına gelen olayları anlattıkları takdirde herhangi bir sorunla karşılaşmayacakları yönünde öğrencilere güven kazandırmalıdırlar. 
  • Zorba öğrenciler öfkelerini dışa vurarak saldırganlaşabilmektedir. Öğrencilere öfkelerini kontrol etmeye yönelik teknikler öğretilmesi zorbalığı azaltmada etkili olacaktır. 
  • Çocuklarının zorbaca davranışlar sergilediğini öğrenen aileler, çocuklarını cezalandırmaya başvurabileceklerdir. Bunu iyi bir problem çözme becerisi olmadığı yönünde eğitimcilerin aileye bilgi vererek farkındalık kazandırılması gerekmektedir.
  • Yaş olarak daha büyük öğrenciler, kendilerinden daha küçük öğrencilere destek olma yönünde cesaretlendirilmelidirler.

3.9.2.Aileye Öneriler

  • Aileler çocuklarının diğer arkadaşlarının yanında popüler olması yönündeki arzularını, çocuklarına yansıtmaktan kaçınmalıdır.
  • Ailelerin çocuklarına daha çok zaman ayırması, zorbalık davranışlarına karşı dikkatli, özenli olması önerilebilir.
  • Ailelerin belli zaman dilimleri içerisinde çocuklarını üzen veya kızdıran arkadaşları olup olmadığını ve bu durumun nasıl olduğunu sorması çocuklarının zorbalığa kurban veya zorba olarak katılmasını önlemede faydalı olacaktır.
  • Çocuğu zorbalığa karışan ailenin öncelikle çocuğunu dikkatle dinlemesi, çocuğuna nasıl yardım edebileceği üzerinde düşünmesi, okul ile iş birliği yapması ve olanak varsa okul dışı uzmanlardan da destek alarak çözüm üretmede işbirliği yaklaşımları kullanması önerilmektedir.
  • Zorba ve kurban olan öğrencilerin ailelerin çocukları ile empati kurması ve durumu tartışmak yerine çocukların duygularını ve hissettiklerini anlamaya çalışması önerilmektedir.
  • Zorbalığın nerede meydana geldiğini, nasıl oluştuğunu öğrenmek ailelerin yapması gerekenler arasında yer almaktadır.
  • Son olarak aile başka ebeveynlerle ve öğretmenlerle konuşarak ortak çözüm yolları belirlemeye çalışması yararlı olabilir. Ancak aile çocuğunu buna zorlamamalı çocuğunun hazır olduğundan emin olduğunda bu çözüme başvurmalıdır. Unutmamalıdır ki aileler okuldan gittiğinde çocuklar kendisini korumasız, zayıf, yetersiz olarak hissedebilmektedirler.

4.SONUÇ

Akran zorbalığı,  toplumsal yaşantının sürdürüldüğü her ortamda önemli bir sorundur ve bu sorunla ebeveynlerin tek başlarına baş etmeleri oldukça zordur. Bu nedenle aile okul ve çocuk üçgeni dikkate alınmalı, öğretmenlerin ve ebeveynlerin çocuklarının psikososyal gelişimi ve eğitiminde birbirleri ile iletişim halinde bulunmaları önerilebilmektedir.

 

Psk. Nergis ÖZDİNÇ AZANPA